10 Haziran 2012 Pazar

İngiltere Günlüğü..

Diyır bloğum, Yine vefasız bir blog yazarı olan ben,uzunca bir aradan sonra gönlünü alayım neler ettim anlatayım istedim . İki haftalık bir İngiltere macerası yaşadım.Nasıl gittim ,ne oldu ,nelerle uğraştım hepsini anlatacağım ama öncelikle cebimden para ödemeden gittiğimi ilan etmek isterim.Hizmetiçi eğitim ve Ulusal Ajans diye 2 çiftimiz var.Detaylı bilgi için herkese uzun okumalar diliyorum,yeterince anahtar kelime verdim.www.google.com.tr sitesi aracılığıyla her merak edileni bulabilirisiniz bebişler. Gelgelelim İngiltere’ye..Ben illa ki gidecektim ama hesaplarıma göre bu beş yıl sonraydı.Arkadaşlarımla giderim diyordum ama,bu fırsat çıktı karşıma . Uçaktan korkan biri olarak ilk uçuşum olacaktı ve bu ilk sefer de Oxford’a gitmek oldu.İngiltere’ye gitmek için uğraştığım zaman diliminde en can sıkıcı durumlar vize koşuşturmacaları,yazışmalar oldu.Aslında bana çıkan ilk kurs Londra Exeter ‘deydi.Katılımcı eksikliğiyle açılamayan ve hilekarlık yapmaya kalkan kursu sanırım kurs veri tabanından sildirdim.Başvurduğum kurs dışında ilköğretim kursuna beni yazıp yetişkin öğrencilerle alakalı sertifika vermeyi teklif ettiler.Yazışmalar ve emaillerde neler döndüğü konusunda çok titiz Ulusal Ajans ,yazışmaları görünce bir defaya mahsus bana benzer içerikte kurs aramam için hak tanıdı ve bu yer Oxford : The Lake School of English oldu.Sanırım ben gerçekten şanslıydım..Tam bir üniversite ve öğrenci kenti olan ,Oxford’ta kaldım.Kültür etkileşimi ve dil açısından daha yararlı olacağını düşündüğümden yabancı bir aile yanında kalmayı tercih ettim.Tabi öncesinde tam bir Türk misafirperverliği olmayacağını bildiğimden hayal kırıklığı yaşamadım,yalnız bir grup arkadaşım ev sahibesinden çok yakındılar.Kadın tam bir “Queen” gibi tavırlar sergiliyor,canlarından bezdiriyordu.Ben yine şanslıymışım,pansiyon gibi kullandım evi.Tek talihsizliğim Heathrow’a vardığım gün Oxford otobüsünü kaçırıp,1 saatlik yol için taksi tutmam gerektiği.Fiyatı hiç söylemeyeceğim ,biliyorum ki o gözler balık gibi pörtleyecek : “Yöahhhhhhhhhh” diye.Neyse ki sağ salim eve varabildim.İngiltere de havanın çok tahmin edilemez olduğunu bildiğimden kıyafet seçiminde pek zorlanmadım ,bereket botlarımı da yanıma almışım.İki hafta boyunca hep yağdı,palto ve botlar ayağımdan hiç çıkmadı. İngiltere de evlerde genel itibariyle ısınma problemi mevcut.İlk kaldığım akşam kaloriferi de söndürmüşler,bildiğin üç battaniyeyle yattım.Kurs başlangıç tarihinden iki gün önce gitmeyi tercih ettim,hem gezerim hem keşif ederim diye.Ertesi gün elimde not defteriyle berarber keşfe çıkıp yürüyerek kendi haritamı oluşturdum.Oxford merkeze kaldığım ev çok uzak değildi ama genelde hava yağışlı olduğundan otobüse binmeyi tercih ettim,yürüyerek okulu bulmak hiç sıkıntı değildi ilk günler ama otobüsün hangi taraftan kalktığı,hangi numaranın gittiğini öğrenmek zaman aldı.Kursun ilk günü otobüs durağında bir kızdan yardım aldım,akşam da eve otobüsle gitmek istedim fakat hangi duraktan bineceğimi bilemedim ta ki “Alacakaranlık” tan “Bella” ya benzeyen otobüs durağında ki kız tekrar akşam üstü karşıma çıkana kadar.Onun sayesinde gidiş-dönüş otobüslerini öğrenebildim.Kıza sen benim kurtarıcımsın dedim,güldü.Bir daha da denk gelmedik. Kursum “ YETİŞKİN SINIFINDA YARATICI İNGİLİZCE” adı altında bir kurstu.Çok memnun kaldım .Ortam çok sıcak,öğretmenler kaliteli,arkadaşlarım çok sıcak kanlıydı.Salı günleri öğleden sonra rehber eşliğinde şehir turu,tarihi binaları gezme,hikayelerini öğrenme şeklinde,Cumaları ise öğleden sonra boş günümüzdü.Perşembe akşamları bir klasik haline gelen “pub” toplaşmacaları( eski + tarihi) .. İngiliz kızları nasıldı peki? Tam olarak yazı yaşayamayan kızlar babet giyiyor,dışarıdan gelen biz turistler ise bot giyiyorduk.Etek giyiyorlardı genelde ve bu etekler oturunca külot oluyordu bildiğin..selülötlüsü,yağlısı herkes böyle..Güzel kokuyorlardı yalnız.Kaldığım eve bakıcılık yapmaya gelen kız vardı,ben bile bakakaldım “Lannnnn çok güzel buuuuuuuuuu” diye .Sesi travesti sesi gibiydi ama  ehhahahhaa.Kursta ben ise saç rengi,yapısı ve botlarıyla dikkat çeken bir kız oldum.Kimi Türk kızının cadı gibi dediği saç tipimi çokkkk “cool” bulan oldu.Siz cevabı aldınız !!! Bir tane oğlenceğizi pek beğendim ve İngiliz değildi.Orçun’a bağlamadım tabi  Benim oğlen Rus’tu annem.Kıvırcık saçlı ,beyaz tenli,muhteşem gülüşlü Andrey..ahh ahhhh.ama tip benim sınıftan Çek bir kızı ve gülüşünü pek beğenmiş miş miş,ama kızımızın 9 yıllık sevgilisi vardı yüz vermedi ,Andrey’cim benim ona olan ilgimi bilemedi hiç… :/ çokk mutlu olabilirdik ki biz.. Peki neleri gezdim ben ? Herkesin bi gitsem ben de dediği bir takım yerler vardı,hah işte oralara gittim : “Trafalgar Square, The London Eye ( bindim bile heheeyyyy),Tower Bridge,The Tower of London,Big Ben ,Stonhenge,Salisbury Cathedral,St Christ Church ( Harry Potter ve Alice in Wonderland filmlerinin çekildiği yer) ve Oxford University Press.Oxford’un o güzel sokakları,saygılı insanları.. Her şey çok güzeldi.”Senin yağmuruna kurbannn İngiltereeeee” diye geçti her an..Güzel insanlar ve unutulmayan hatıralar ekledim kalbime.. Daha farklı ülkeleri gezebilmek niyetiyle..şimdilik bayyy tontiş.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder